Son yazı,

YOU CAN SEE EVERYTHING / HER ŞEY ORTADA - Bu kadar Yüksek Puanları Hak Ediyor Mu?

Elizabeth Holmes, Theranos isimli bir cihaz geliştirdiğini ve bu cihazın bir damla kandan tüm testleri çalışabildiğini iddia ederek genç yaşta dünyanın en zengin insanlarından biri olmuş. Ama belli ki cihaz bu iddiasını karşılayamıyor ve Elizabeth birçok yatırımcıyı, hatta hastaları dolandırmakla suçlanıyor, 11 yıl hapis cezası alıyor. Elizabeth hapse girmeden önceki son 34 gününün bir belgesel gibi kaydedilmesini planlıyor. Suçlu olmadığını kanıtlamak veya herkesi buna inandırmak istiyor ve bu işi yapabilecek delilikteki belki de tek kişi olan Nathan Fielder ile anlaşıyorlar. Fielder ve ekibi gerçekten Eliabeth ve ailesiyle yaşamaya başlıyor, bu 34 günü kaydediyorlar. Belgesel oldukça tekinsiz bir atmosferde ilerliyor. Elizabeth, eşi Billy ve iki çocukları birbirine sıkı sıkıya bağlı, normal bir aile gibi görünüyorlar. Ama röportajlara geçildiğinde Elizabeth ve Billy resmen insanın aklıyla oynuyor. Kim suçlu, kim masum, kim manipülatör, kim manipüle ediliyor… Bu soruların cevapla...

Seyir defteri

İzlediğim her film beni tuttuğum notlara, en yeniden eskiye.

Resim

THE DREAMED ADVENTURE / DÜŞLENEN MACERA – Tuhaf Sofralarda 3 Saat Geçirmeye Hazır Mısınız?

Valeska Grisebach’ın yönettiği 2026 yapımı film, Türkiye-Bulgaristan-Yunanistan sınır bölgesinde, Bulgaristan topraklarında geçiyor. Sınır bölgelerinde az çok olduğunu tahmin ettiğimiz ama bu kadarını hiç beklemediğimiz seviyede bir mafya hakimiyetine tanık oluyoruz filmde. Filmde ana karakterimiz Veska (Yana Radeva) , bu bölgede yaşayan bir arkeolog. Bir gün eski dostu Said’le (Syuleyman Letifov) karşılaşıyor, Said'le gittiği bazı yerler onu eskiden tanıdığı karanlık insanlarla dolu ortamlara tekrar itiyor bir şekilde, bir yandan da travmatik anıları tetikleniyor Veska’nın. Bu insanlarla tartışmalara giriyor, beklenmedik anlarda yollarına çıkıp rahatsızlık veriyor, kısacası “canlarını sıkmaya başlıyor” Veska bu insanların. "Mafya" adı altında tüm toksik erkek davranışlarını izliyoruz aslında, yani sadece ekonomik bir rol oynamıyor bu insanlar: Kadınlara yaşatmadıkları zulüm kalmamış mesela. Güçsüz gördükleri herkesi halen nasıl kullandıklarını ve hayatlarını ne kadar ...
Resim

TONY - Beyaz Perde Toksik Erkekliği Nasıl Pazarlıyor?

Ünlü şef, yazar ve belgesel programcısı Anthony Bourdain’in 19 yaşından bir kesit izliyoruz bu yeni filmde. Asi, uçarı bir gencin dürtüsel kararları ve bu kararlar sonucunda yaşananlar… Kulağa sevimli geliyor değil mi? Hele de böyle sevilen bir karakterin hayatı olunca yalancılık, kabalık, “bilinçsiz” sakarlıklar hoş ve havalı görünebiliyor. Beyaz perdede böyle şımarık, duygusuz, kaba erkekler görmekten ne kadar sıkıldığımı anlatamam. Bir de böyle biri olmanın bir haltmış gibi övülmesi beni o kadar sinirlendiriyor ki. Umarım Bourdain, filmde gösterildiği gibi biri değildir gerçek hayatta. Evet, kendisi söylüyordu gençliğinde yanlış şeyler yaptığını ve bundan pişmanlık duyduğunu ama ben yine de filmdeki gibi tahammül edilemez biri olduğunu düşünmek istemiyorum. Tony kendine değer veren kimseyi kırmaktan çekinmiyor: Ailesini ve patronunu mesela. Kırıldıklarında, üzüldüklerinde umurunda bile olmuyor. Sebebin kendisi olduğunu bilse bile en ufak bir vicdan kırıntısı görmüyoruz. Güya N...
Resim

İYİ ERKEK YOK

Yıl 2021. Afganistan’da, Kabil’deyiz. Naru, bir haber kanalında kameraman olarak çalışan bir kadın. Ekonomik özgürlüğü olan, orta-üst sınıfa mensup bir kadının, Naru’nun gözünden izliyoruz olanları. Naru ekonomik özgürlüğü sayesinde birçok Afgan kadından daha şanslı aslında. Ama Afganistan gibi bir ülkede sadece “kadın” olmaktan kaynaklı dertlerden kendini kurtaramıyor tabii. Patriyarka her yerde karşısında Naru’nun, kendisini aldatan kocasından istediği gibi ayrılamıyor oğlunu elinden almasınlar diye. Veya istediği departmanda çalışmasına müsaade edilmiyor mesela, daha “kadınlara yönelik” içerikler çekmesi bekleniyor, daha “büyük” işlerin altından kalkamayacağı düşünülüyor. Yolları bir şekilde, aynı kanalda çalışan Qudrat’la kesişiyor. O da ataerkil bakış açısından tam olarak kendini kurtarabilmiş değil, özellikle de yollarının kesiştiği ilk zamanlarda. Ama zaman geçtikçe Naru’ya sorgulatıyor: Afganistan’da gerçekten iyi bir erkek olabilir mi? Afganistan gerçekleri sadece erkek ...
Resim

MORTU NEGA: Sesini Duyuramayan Acılar

  "Film, özgürlük savaşının kurbanları için değil, hayatta kalanları için bir ağıt niteliğinde." Hayatımız boyunca adını bile zor duyduğumuz, haritada yerini gösteremeyeceğimiz ülkelerde yaşananları en filtresiz, en doğal ve gerçekçi haliyle görebileceğiniz yer beyaz perde bence. Bu tarz eserlerin “didaktik” yönü kimi seyircileri filmden koparıyor bazen ama ben çok seviyorum bir film izlerken hayatım boyunca gitmediğim ve muhtemelen de gidemeyeceğim ülkelerden bir şeyler görmeyi, öğrenmeyi. Yıl 1973, Gine-Bissau Cumhuriyeti, Portekiz’den bağımsızlaşma aşamasında. Savaşta hayatlar kaybediliyor, tüm erkekler savaşta. Kadınlar, çocuklar da savaşçılara silah, yiyecek taşıyorlar canlarını kaybetme pahasına. Çaresizlikler içinde de olsa direnmeyi bırakmayan halk, sonunda bağımsızlığını kazanıyor ama dertler yine bitmiyor. Kuraklık ekleniyor her şeyin üstüne, yiyecek bir şey bulmak zorlaşıyor. Hükümet pirinç, yağ gibi temel maddeleri dağıtmaya çalışsa da yetmiyor, ürünler kara...
Resim

DIGGER: Iñárritu’nun Özlediğimiz Halleri

  Paramparça Aşklar Köpekler, 21 Gram, Babil filmlerine bayıldığım; Birdman ve Bardo filmleriyle ise bağımı koparma noktasına geldiğim yönetmen Alejandro G. Iñárritu, son filmi “Digger” ile beni tekrar büyüledi. Filmin hem çetrefilli siyasi altyapısı, ki kimilerine göre çok “kör göze parmak” olsa da bence oldukça katmanlı ele alınmıştı, hem de sinematik yapısından çok etkilendim. Olayların birçoğu bir tiyatro sahnesinde geçiyor ve dekorlar o kadar detaylı ki bu seviyede bir sahne tasarımı ortaya koymak için gerçekten işinize saplantılı bir bağlılık duymanız gerekir. Arka plandaki rahatsız edici sesler, gerilim artıran ve hatta yer yer de azaltan müzikler… Bunlar da yetmez gibi ustaca serpiştirilmiş mizahi ögeler… Her detay o kadar yerli yerinde ki, uzun zamandır bu kadar “tam” bir eser görmek nasip olmamıştı sinemada. Oyunculuklara gelirsek, ekranda Tom Cruise’u tanımak neredeyse imkansız. Aksiyon-süper kahraman rollerinden uzaklaşmış, yaşlandırılıp huysuzlaştırılmış bu haline çok ...
Resim

Geçmişin Telafisi Mümkün mü? THE BELOVED (EL SER QUERIDO) ve Yıkıcı Bir Baba-Kız Çatışması

Yıllardır en sevdiğim oyunculardan biri olan ama özellikle son dönemde Filistin meselesi dahil birçok toplumsal olay karşısında dik duruşuyla hepimizin gönlünü kazanan Javier Bardem’in müthiş performansını izledik Saraybosna Film Festivali Açık Hava Film Gösterimleri’nden birinde. Hem de filmin dünya tatlısı yönetmeni Rodrigo Sorogoyen’in katılımıyla. Kime hak vereceğimizi bilemediğimiz ama her diyaloglarında içimizi burkan bir baba kız ilişkisini işliyor film. Baba Esteban Martinez (Javier Bardem) dünyaca ünlü bir yönetmen. Esteban uzun yıllar Amerika’da yaşadıktan sonra ülkesi İspanya’ya dönüyor ve bir restoranda yıllardır görüşmediği kızı Emilia Vera ile (Victoria Luengo) buluşuyor. Emilia’ya yeni filminde oyunculuk teklif ettiği inanılmaz bir sekansla başlıyor film. Gerginlikleri, geçmiş yıllara dair farklı anıları ve üzüntüleri, birbirlerine özlemleri hem müthiş yazılmış diyaloglardan hem de oyuncuların en ufak mimiklerinden akıyor üstümüze doğru, gözümüzü ayırmadan izliyoruz....