Kayıtlar

Geçmişin Telafisi Mümkün mü? THE BELOVED (EL SER QUERIDO) ve Yıkıcı Bir Baba-Kız Çatışması

Resim
Yıllardır en sevdiğim oyunculardan biri olan ama özellikle son dönemde Filistin meselesi dahil birçok toplumsal olay karşısında dik duruşuyla hepimizin gönlünü kazanan Javier Bardem’in müthiş performansını izledik Saraybosna Film Festivali Açık Hava Film Gösterimleri’nden birinde. Hem de filmin dünya tatlısı yönetmeni Rodrigo Sorogoyen’in katılımıyla. Kime hak vereceğimizi bilemediğimiz ama her diyaloglarında içimizi burkan bir baba kız ilişkisini işliyor film. Baba Esteban Martinez (Javier Bardem) dünyaca ünlü bir yönetmen. Esteban uzun yıllar Amerika’da yaşadıktan sonra ülkesi İspanya’ya dönüyor ve bir restoranda yıllardır görüşmediği kızı Emilia Vera ile (Victoria Luengo) buluşuyor. Emilia’ya yeni filminde oyunculuk teklif ettiği inanılmaz bir sekansla başlıyor film. Gerginlikleri, geçmiş yıllara dair farklı anıları ve üzüntüleri, birbirlerine özlemleri hem müthiş yazılmış diyaloglardan hem de oyuncuların en ufak mimiklerinden akıyor üstümüze doğru, gözümüzü ayırmadan izliyoruz....

Aşk, İnanç ve Delilik Arasında Bir Çizgi: BREAKING THE WAVES

Resim
Breaking the Waves (Dalgaları Aşmak), aşk ve sadakat temalı bir film. Sadakat uğruna bir insanın neler yapabileceğini, ne kadar ileri gidebileceğini sorgulatıyor bir kadının trajik hikayesi üzerinden.   Lars von Trier'in en önemli eserlerinden biri olmakla birlikte yönetmenin filmleri bana çok hitap etmiyor,    muhtemelen evde oturup da izleyemez, sıkılır kapatırdım ama Saraybosna Film Festivali'nde başrol oyuncusu Emily Watson'a Onur Ödülü verilecek bir gösterime denk gelince tabii ki kaçırmadım. Stellan Skarsgård da festival için çok tatlı bir video yollamıştı. Oyunculuklara, çekimlere bayıldım ama bu film de çok benlik değildi. Düşük tempolu, benzer olayların çok defa tekrar ettiği bir filmdi, biraz sıkıcı buldum. Yine de Lars von Trier'in en normal ve en az rahatsız edici filmlerinden biriydi, zaten yönetmenin ilk filmlerinden biri, daha gözü açılmamış diyebiliriz... Dodo rolündeki Katrin Cartlidge, filmden birkaç yıl sonra vefat etmiş. Emily Watson, aldığı Onur Ödü...

LA GRADIVA: Büyümenin Ağırlığı ve "Bu Mahalleden Olamama" Hissi

Resim
Liseden mezun olmalarına çok az zaman kalmış bir grup Fransız gencin Pompeii'ye bir haftalık okul gezisini izliyoruz. Bu yaş grubunda yaşanan kafa karışıklıklarını, ne olduğunu bile anlamlandıramadan taşımak zorunda kaldığımız yükleri, yapılan hataları, verilmek zorunda kalınan büyük kararları bu kadar iyi aktaran bir senaryo daha olmayabilir yeryüzünde.     Karakterler o kadar gerçek ki resmen kafamızda kendi okul hayatımızdaki karakterlerle birebir eşleştirebiliyoruz kişileri. Oyuncuların da birçoğunun ilk oyunculuk deneyimi ama her şey o kadar doğal ki kendimi resmen o gezide bir öğretmen gibi hissettim film boyunca. Özellikle de dışlanmanın, ötekileştirilmenin sebeplerini, hissettirdiklerini, bedellerini o kadar tarafsız ve doğal gösteriyor ki film, resmen çocuklara sarılmak ve hepsinin geçeceğini söylemek istiyorsunuz, geçmeyecek gibi olunca da onlar gibi paramparça ediyor içinizi. ***YAZININ GERİ KALANI SPOILER İÇERİR!*** Film özellikle Toni (Colas Quignard) karakterini...

YURTTAŞ KANE (CITIZEN KANE) Neden Bu Kadar Önemli?

Resim
Birçoğumuz gibi ben de bu filmin adını ve yüksek puanlarını görüp şaşırıyordum ama izlemeye de cesaretim yoktu çünkü çok sıkıcı görünüyordu nedense… Ve yanıldığımı anlamam uzun sürmedi. Film bir haber programı gibi başlarken, daha 1941 yılında o kadar fazla görüntünün kusursuz bir şekilde montajlanması şok edici oldu benim için. En başından başladım hayran kalmaya. Bu sırada anlatılanlardan bir biyografinin ne kadar katmanlı işlenebileceğinin sinyallerini alıyorsunuz. Ana karakter Charles Foster Kane ’in çocukluğunda yaşadıklarından başlayarak anlıyorsunuz karakterinin şekillenişinin temellerini ve sonrasında yaptığı gaddarlıklar, kendine çıkardığı eğlenceler her ne kadar rahatsız edici gelse de asla havada kalmıyor.  Medyanın gücü, iktidara etkisi ve hatta başlı başına iktidar kavramı, patriyarka gibi konular o kadar incelikli işleniyor ki kendinizi bir sürü etik ve felsefi soruyla baş başa buluyorsunuz. Tabii problematik yanları var, özellikle de kadın karakterlerin ele alınış bi...

BİR BURJUVA KÖPEĞİNİN ÖZELEŞTİRİSİ - Marx ve Elma Bahçeleri Üzerine Absürt Bir Yolculuk

Resim
Marksizm hakkında bir komedi filmi yapılabilir mi? Üstelik bu ne propaganda ne de karşı propaganda haline getirmeden, herkesle aynı anda dalga geçerek başarılabilir mi? Julian Radlmaier'in Bir Burjuva Köpeğinin Özeleştirisi (Self-Criticism of a Bourgeois Dog) tam olarak bunu yapıyor. Filmin ilk dakikalarında insanın aklına tek bir soru geliyor: "Ben şu an tam olarak ne izliyorum?" Ve bu soru filmin sonuna kadar peşinizi bırakmıyor. Marksist ideolojiyi de, ona karşı duran ya da onu pratiğe dökmeye çalışan insanları da birbirinden tamamen farklı karakterler üzerinden zekice tiye alıyor. Ama bunu yaparken size neyi düşünmeniz gerektiğini söylemiyor. Tam tersine, film boyunca zihninize onlarca soru bırakıyor. Hem de bütün bunları Almanya ve İtalya'nın büyüleyici manzaraları eşliğinde yapıyor... Yönetmenin Venedik sevgisi de oyuncular rastgele bir tabloya bakarken ya da rastgele bir rota olarak İtalya’yı seçip Venedik’e vardıklarında anlaşılıyor. Bir sahn...

Sinirlerinizi Yatıştıracak O Film: A TRAVELER’S NEEDS

Resim
Bazı filmlerin yaşattığı bambaşka bir ülkede, hiç tanımadığınız insanların hayatına usulca dahil olma hissini bilirsiniz… A Traveler’s Needs tam olarak böyle bir deneyim sunuyor. Bizi Güney Kore’nin sokaklarına, insanların günlük ikilemlerine götüren bu hikayenin arkasında, modern sinemanın en ilginç dehalarından biri olan Güney Koreli yönetmen Hong Sang-soo var. Yönetmen hayatın gerçeklerini o kadar doğal işliyor ki, ekranda izlediklerinizin bir kurgu olduğuna inanmakta zorlanıyorsunuz. Filmde Fransız gezgin Iris’in ( Isabelle Huppert ) peşine takılıyor ve onun o sakin dünyasına misafir oluyoruz. Film boyunca kendinizi Iris ile aynı masada oturup sohbetlere katılırken, hatta etraftaki insanların minik tuhaflıklarına ufaktan cringe olurken buluyorsunuz. Yönetmenin bu "aynı masada olma" hissini bu kadar kusursuz yaratmasının sırrı setteki doğallıkta saklı. Hong Sang-soo, sahneleri aylar önceden planlamak yerine sabah 4'te uyanıp diyalogları o gün yazan ve hikayeyi set...

Korku Hikayelerinde Yeni Konsept: BACKROOMS

Resim
Küçükken arkadaşlarımızın anlattığı, gece uyutmayan korku hikayelerini hepimiz dinlemişizdir. Aslında bu tarz hikayelerin tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eski: birçok mitolojik ya da dinsel hikayenin de temelini bu hikayeler oluşturmakta. Ama insanlık ilerleyip teknoloji geliştikçe bu mitler de evrimleşiyor. Mesela 2010’lara doğru, internet üzerinden Facebook, Reddit, YouTube gibi birçok platformda korkutucu hikayeler yayılmaya başladı; tabii korkutucu çizimler,     fotoğraf ve videolarla da desteklenerek etkisi arttırılmış oluyordu paylaşımların. Bu konsepte bir isim de verildi: CREEPYPASTA.   Creepypasta konsepti içindeki önemli parçalardan biri de Kane Pixels isimli YouTube kullanıcısı tarafından yayınlanan Backrooms videolarıydı. Milyonlarca izlenen videolarda depo gibi çok geniş ve labirentvari alanların yarattığı tekinsizlik hissi üstüne gidiliyor. Ve bu alanlar içinde yaşadığımız gerçekliğe ait değil. Sarı renkli, floresan sesleri altında kaybolmuş hissettir...